• Cancel
    Filter
Filter

MÜZELİK & KOLEKSİYONLUK ESERLER MÜZAYEDESİ | 22

Sayın koleksiyoner ve sanatseverler eserlere pey vermek ve "Online Canlı Müzayede"ye katılmak için web sitemiz üzerinden üye olunuz. İlgilendiğiniz eserler ile ilgili olarak +90 538 833 1391 no'lu telefondan randevu oluşturabilir, The RITZ-CARLTON Residence'daki adresimizde eserleri yakından inceleyebilir ve uzmanlardan bilgi alabilirsiniz.

Müzayedemizde uygulanan komisyon oranı %10, KDV oranı ise %18'dir. Ödeme süresi müzayede bitiminden sonra 7 (yedi) iş günüdür, ödemelerde ödeme günkü "TC Merkez Bankası" döviz kuru esas alınır. Açık arttırma sonrası "SATIŞ İPTALİ, CAYMA HAKKI, veya ALIMDAN VAZGEÇME" söz konusu değildir, cezai şart olarak %30 aracılık hizmeti uygulanır.

Müzayedelerimizde beğeniye sunulan tüm eserler konusunun en değerli uzman ve otoriteleri tarafından ekspertiz edilmekte, ayrıca Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Ayasofya Müzesi, Türbeler Müzesi, Vakıflar ve Askeri Müze uzmanları tarafından incelenerek onaylanmaktadır.

Lot: 2 » Fotoğraf

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’E AİT ISLAK İMZALI ve İTHAFLI FOTOĞRAF

Kurtuluş Savaşı Kahramanı “İbrahim Süreyya Yiğit”e silah arkadaşı Atatürk tarafından ithaflı ve ıslak imzalı orijinal fotoğraf. Ünik eser, “Atatürk’le 30 Yıl, İbrahim Süreyya Yiğit’in Öyküsü” isimli kitapta yayınlanmıştır.

Provenans: Nuyan Yiğit Eski Koleksiyonu. / T. Koleksiyonu

Ölçüler: 14 x 9 cm.

İbrahim Süreyya Yiğit (1880-1952)

Yönetici ve siyaset adamı, Erzurum ve Sivas kongreleri üyesi, İttihad ve Terakki Cemiyeti üyesi. Mus­tafa Kemal ve Enver Paşa ile çalıştı. Balkan Savaşı sırasında İs­tanbul'a dönünce çeşitli yerlerde yönetici olarak görevlendirildi, son görevi İzmit Mutasarrıflığıydı. Bu son görevinden de azledildikten sonra Millî Mücadele hareketi içinde yer aldı. İbrahim Süreyya Bey, bu sı­ralarda Mustafa Kemal ile Şişli'deki evinde sürekli olarak görüşüyordu. Amasya Protokolü'nü imzalayanlar arasına katıldı. Sonraki yıllarda hep Mustafa Kemal'in yakınında olarak Erzurum ve Sivas kongrelerinde delege olarak bulundu. TBMM’ye, Meclis-i Mebusan üyeliğinden gelen Saruhan (Manisa) milletvekili olarak girdi. Sakarya Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal'e gazilik unvanı ve mareşallik rütbesi verilmesini öngö­ren kanun teklifini hazırlayanların ve sonuna kadar savunanların başında yer aldı. İbrahim Süreyya Yiğit'in milletvekilliği görevi 1923’ten 1950 yılına kadar sürdü. Oğlu Nuyan Yiğit, 2004 yılında, babasının anıları ekseninde dönemin olaylarını “Atatürk'le 30 Yıl, İbrahim Süreyya Yiğit'in Öyküsü” adıyla, anı-roman türünde bir eser olarak kitaplaştırmıştır.

Details
Lot: 3 » Obje

MEDİNE MÜDÂFİİ HALASKÂR FAHRETTİN PAŞA TASVİRLİ (EL ÇİZİMİ) MURASSA ALTIN BROŞ

Ölçüler: 4 x 3 cm.
Ağırlık: 8 gr.

Fahrettin Paşa (1868-1948), Türk asker ve diplomattır. Özellikle I. Dünya Savaşı sırasında çıkan Şerif Hüseyin İsyanı'nda zor şartlar altında Medine'de yönettiği iki yıl yedi ay süren Medine Müdafaası ile tanınmaktadır. Medîne Müdâfii, Türk Kaplanı, Çöl Kaplanı, Medine Kahramanı lakaplarıyla anılır. Mekteb-i Harbiye'yi birincilikle bitirdi. Erkân-ı Harbiye Mektebi'ni bitirdikten sonra 1891 yılında Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle göreve başladı. Balkan Savaşı'nda Çatalca Savunması’nda ve Edirne'nin geri alınışı'nda görev aldı. I. Dünya Savaşı başladığında 4. Ordu'ya bağlı 12. Kolordu komutanı olarak Musul'da bulundu. 1915 yılında 4. Ordu komutan vekilliğine getirildi. Urfa, Zeytun, Musadağı ve Haçin'deki Ermeni isyanlarını bastırdı. 1916 yılında 4.Ordu komutanı Cemal Paşa tarafından Medine'deki Hicaz Kuvve-i Seferiyesi komutanlığına atandı. İngilizlerin desteğinde isyana girişen Şerif Hüseyin ordusuna karşı kısıtlı imkânlara rağmen yaptığı Medine Müdafaası büyük takdir topladı. Başkomutan Müşir Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından Güney Cephesi'nde Fransız Ordusu'na karşı savaşan Türk kuvvetlerini birleştirmekle görevlendirildi. 9 Kasım 1921 tarihinde TBMM tarafından Kabil Büyükelçiliği'ne atandı. Türk-Afgan dostluğunun gelişmesinde önemli rol oynadı. 1936 yılında tümgeneral rütbesi ile ordudan emekli oldu.

Details
Lot: 14 » Hanedan

OSMANLI 19.YÜZYIL SULTAN II.ABDÜLHAMİD HAN İÇİN “YILDIZ ÇİNİ FABRİKA-İ HÜMÂYÛNU” ÖZEL ÜRETİMİ KONSOL SAAT

“Yıldız Çini Fabrika-i Hümâyûnu”

19.Yüzyıl. Osmanlı. Ay-yıldız imalat damgalı. Hicri 1312 tarihli. Sultan II.Abdülhamid Han (1876-1909) için Yıldız Çini Fabrika-i Hümâyûnu özel üretimi. Eserin diğer eşi Topkapı Sarayı Müzesi Koleksiyonu’nda (Envanter No: 34/442) yer almaktadır. Merkezindeki madalyon içerisine Sultan II.Abdülhamid Han tuğrası tatbik edilmiş. Saray için kallavi ebatlarda tasarlanmış. Barok üslubunda, gövdesi girlandlar ile zenginleştirilmiş “Bisquit” (sırsız) porselen konsol saat. Saat haznesi cam kapaklı, kadranı Eski Türkçe rakamlı. Eserin damga örneği “Porselencilik Tarihi” kitabı sayfa 116’da mevcut olup diğer açıklamalar sayfa 63/69’da yer almaktadır. Fevkalade kondisyonda. Diğer eşi Topkapı Sarayı Koleksiyonu’nda bulunan padişaha özel yapılmış olması sebebi ile de ayrıca büyük önem arz eden, ele geçmez müzelik şaheserdir.

Referans: Porselencilik Tarihi, 1941 / Hüseyin KOCABAŞ

Referans: Eserin diğer eşi “Topkapı Sarayı Müzesi Koleksiyonu”nda Envanter No: 34/442 ile kayıtlıdır.

Literatür: Eserin diğer eşi “Topkapı Sarayı Müzesi Yıldız Porselenleri” isimli kitabın 496. ve 497. sayfalarında yer almaktadır. Ayrıca “Yıldız Albümü” arşivlerinde de fotoğrafları yer almaktadır.

Ölçüler: 33 x 30 x 23 cm.

Türk çini sanatını canlandırmak, yeni bir yön ve hız vermek amacıyla Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) tarafından 1891 yılında Yıldız Sarayı bahçesinde Yıldız Çini Fabrika-i Hümâyûnu kurulmuştur. Hemen üretime başlayan Fabrika, 1894 depreminde zarar görmüş, aynı yıl İtalyan Mimar Raimondo d’Aronco’ya adeta yeniden yaptırılmıştır. Sultan II. Abdülhamid’in sanata olan ilgisi, Batı ülkelerini görüp yeni teknolojilerin ülkeye getirilme isteği, Anadolu'da yüzyıllar boyunca geliştirilmiş olan çini ve seramik sanatının yeniden canlandırılması düşüncesi, bu Fabrika’nın yapımında etkili olmuştur. Fabrika’nın kuruluşunda gerekli olan ileri teknoloji, her türlü malzeme ve kalıp, Fransa'daki Sèvres ve Limoges fabrikalarından getirilmiştir. Yıldız Çini Fabrika-i Hümâyûnu’nda üretilen eserlerin tümünde, fabrika’nın orijinal amblemi olan ay-yıldız damgası yer almaktadır. Damganın hemen altında, eserin hangi yılda üretildiği yazılıdır. Hereke Fabrikası gibi bir imparatorluk fabrikası olan Yıldız Çini Fabrika-i Hümâyûnu’nda üretilen porselenler, öncelikli olarak son dönem saray, köşk ve kasırların dekorasyonunda kullanılmış ve armağan olarak yabancı hanedanlara sunulmuştur. Fabrikada birçok yerli ve yabancı sanatçı çalışmıştır. Bu sanatçıların en önemlilerinden biri olan Halid Naci, padişah tarafından yetiştirilmek üzere Sèvres Porselen Fabrikası'na gönderilmiştir. Fabrikanın kurulduğu ilk yıllarda üretilen eserler, form ve bezeme açısından Fransız porselenlerinin etkisindedir. Yıldız Çini Fabrika-i Hümâyûnu’ndaki üretim, 1909 yılında, Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesiyle durdurulmuştur. Bu dönemde Müze-i Hümâyûn Müdürlüğü'ne bağlanan fabrikanın yeniden üretime geçmesi için Müze-i Hümâyûn’un müdürü olan Osman Hamdi Bey girişimlerde bulunmuştur. 1910 yılında Osman Hamdi Bey'in ölümüyle Halil Edhem Bey, Yıldız Çini Fabrika-i Hümâyûnu'nu yeniden çalıştırma hazırlıklarına başlar ve 1911 yılında fabrikada yeniden üretime geçilir.

Details
Lot: 16 » Gümüş

OSMANLI 19.YÜZYIL SULTAN II.ABDÜLHAMİD HAN TUĞRALI GÜMÜŞ (İKONOGRAFİK) KANDİL

19.Yüzyıl. Osmanlı. Sultan II.Abdülhamid Han (1876-1909) tuğralı, sah ve çeşnili. Kallavi ebatlarda. Eksiksiz. Ajurlu olarak imal edilmiş eserin tüm yüzeyi kalemişi ve repousse tekniği ile Rokoko üslubunda dekorlu. Müstesna eserin gövdesine 3 adet Meryem Ana’nın bir taht üzerinde kollarında çocuk İsa ile tasvir edildiği “Theotokos’’ ikonaları çalışılmış. İçi hazneli, üç adet gümüş askısı ve askı aparatı mevcut. Askı ve askı aparatları da tuğralı. Fevkalade kondisyonda. Osmanlı Gümüş Sanatı’nın İşçilik ve tasarım kalitesi ile ön plana çıkan, görsel yönü yüksek müzelik örneğidir.

Referans: Eserin damgası "Osmanlı Gümüş Damgaları / Garo Kürkman" kitabının 47.sayfasında yer almaktadır.

Çap: 23 cm.
Yükseklik: 33 cm.
Zincir Yüksekliği: 42 cm.
Ağırlık: 796 gr.

Form ve motifleri genellikle bir inancı yansıtan ve aydınlığı temsil eden kandiller eşya ve sembol olarak kutsal kitaplarda önemli bir yer tutar. Hz. Süleyman’ın sarayında ve daha sonra Bâbil’e götürülen değerli eşya arasında altın kandiller de vardı (I. Krallar, 7/49; II. Tarihler, 13/11; Yeremya, 52/19). Yeni Ahid’de Hz. Îsâ’ya izâfe edilen bir cümlede Hz. Yahyâ kandile benzetilir (Yuhanna, 5/35-36). Simeon da Hz. Îsâ’yı henüz bebekken kucağına alıp ondan Allah’ın bütün milletlerin yolunu aydınlatmak için hazırladığı ışık diye bahseder (Luka, 2/31). Bu söz, Hıristiyan dünyasında ışığa ve onun kaynağı olan mum ve kandile neredeyse kutsallık izâfe edilecek bir önem kazandırmıştır. Vaftiz, düğün ve cenaze törenlerinde gündüz de olsa mum yakıldığı gibi kilise ve dindar Hristiyan evlerindeki Meryem ana ve Hz. Îsâ ikonalarının önünde de hiç sönmeyen kandiller yakılmaktadır; Türkçe’deki “Meryem Ana kandili gibi” (zayıf yanan, güçsüz ışık) deyimi de buradan gelmektedir.

Details
Lot: 19 » Obje

OSMANLI 19.YÜZYIL BAŞI “SARAY İŞİ” VİYANA MİNELİ ZARF

19.Yüzyıl başı. Avusturya, Viyana. Saray işi. Altın vermeyli. Müstesna eserin gövdesine üst seviye çok renk mine tekniği ile üç madalyon içerisinde hayali “İstanbul Boğaziçi” peyzajları resmedilmiş. Osmanlı Sarayı Yüksek Erkânı’nın estetik ve zevk anlayışının en güzel örneklerinden. Ele geçmesi zor yüksek kıymette gerçek koleksiyonluk eserdir.

Yükseklik: 4 cm.
Çap: 5 cm.

Zarf, bir nesneyi sarıp çevreleyen, koruyup taşıyan demektir. Zarflar Osmanlı'nın estetik ve zarafetini en iyi gösteren örneklerdendir.  Osmanlı Saray Hazinesi'nden günümüze ulaşan kahve kültürüne ait birçok eser mevcuttur. Bu eşya arasında özel üretilmiş zarflar ayrı bir yere sahiptir. Büyük çoğunluğu gümüş, tombak, Süleymaniye işi mineliler ve murassa olanlardır. Osmanlı döneminde kulpsuz olan küçük boyutlu porselen fincanlar, zarfların içine yerleştirilir ve kahve bu şekilde içilirdi. Fincan zarfları, kahve içerken elin yanmaması için değişik hacim ve formlarda, dudak payı bırakılarak ağız kısımları fincanınkinden aşağıda olacak şekilde yapılırdı. Genellikle küçük boyutta olanlara “bülbül yuvası”, daha geniş ve derinlerine ise “kallavi” adı verilirdi. 1640 tarihli “Narh Defterleri”nde ki fincan listesinde “paşa fincanı”, “hatai” gibi değişik isimler de yer alır. Fincan ve zarfının her ikisinin de porselen olduğu örnekler dışında çok değişik malzeme kullanılıyordu. Altın, gümüş ve yaldızlı bakır gibi madenlerin yanı sıra, akik, yeşim, firuze, necef, kantaşı, yıldıztaşı ve lapis lazuli gibi değerli taşlardan ya da boynuz, bağa, fildişi, sedef, pelesenk, abanoz, kuka, sandalağacı, kiraz ve hindistan cevizi gibi organik maddelerden yapılan zarflarda çok değişik süsleme teknikleri uygulanmıştır. Bunların başlıcaları bakır üzerine altın yaldız (tombak), bakır, gümüş ve altın üzerine mine, savat, kabartma, oyma, kazıma, ajur ve telkâridir.

Details
Lot: 20 » Obje

OSMANLI 19.YÜZYIL “SARAY İŞİ” İSVİÇRE ALTIN MİNELİ ZARF ve PORSELEN FİNCANI

19.Yüzyıl. İsviçre, Cenevre. Saray işi. Rokoko üslubu tezyinata sahip altın zarfın gövdesine üst seviye çok renk mine tekniği ile üç madalyon içerisinde stilize floral kompozisyonlar resmedilmiş. Orijinal porselen fincanı mevcut. Osmanlı Sarayı Yüksek Erkânı’nın estetik ve zevk anlayışının en güzel örneklerinden. Ele geçmesi zor yüksek kıymette gerçek koleksiyonluk eserdir.

Yükseklik: 7 cm.
Çap: 6 cm.
Ağırlık: 24 gr.

Zarf, bir nesneyi sarıp çevreleyen, koruyup taşıyan demektir. Zarflar Osmanlı'nın estetik ve zarafetini en iyi gösteren örneklerdendir.  Osmanlı Saray Hazinesi'nden günümüze ulaşan kahve kültürüne ait birçok eser mevcuttur. Bu eşya arasında özel üretilmiş zarflar ayrı bir yere sahiptir. Büyük çoğunluğu gümüş, tombak, Süleymaniye işi mineliler ve murassa olanlardır. Osmanlı döneminde kulpsuz olan küçük boyutlu porselen fincanlar, zarfların içine yerleştirilir ve kahve bu şekilde içilirdi. Fincan zarfları, kahve içerken elin yanmaması için değişik hacim ve formlarda, dudak payı bırakılarak ağız kısımları fincanınkinden aşağıda olacak şekilde yapılırdı. Genellikle küçük boyutta olanlara “bülbül yuvası”, daha geniş ve derinlerine ise “kallavi” adı verilirdi. 1640 tarihli “Narh Defterleri”nde ki fincan listesinde “paşa fincanı”, “hatai” gibi değişik isimler de yer alır. Fincan ve zarfının her ikisinin de porselen olduğu örnekler dışında çok değişik malzeme kullanılıyordu. Altın, gümüş ve yaldızlı bakır gibi madenlerin yanı sıra, akik, yeşim, firuze, necef, kantaşı, yıldıztaşı ve lapis lazuli gibi değerli taşlardan ya da boynuz, bağa, fildişi, sedef, pelesenk, abanoz, kuka, sandalağacı, kiraz ve hindistan cevizi gibi organik maddelerden yapılan zarflarda çok değişik süsleme teknikleri uygulanmıştır. Bunların başlıcaları bakır üzerine altın yaldız (tombak), bakır, gümüş ve altın üzerine mine, savat, kabartma, oyma, kazıma, ajur ve telkâridir.

Details
Lot: 21 » Gümüş

OSMANLI 19.YÜZYIL “SARAY İŞİ” İSVİÇRE ALTIN VERMEYLİ GÜMÜŞ MİNELİ ÇİFT ZARF ve RUS KUZNETSOV FİNCANLARI

19.Yüzyıl. İsviçre. Saray işi. Çift. Osmanlı Rokokosu üslubunda tezyinatlı. Yüksek kaide üzerinde yer alan gövdesindeki madalyonlara floral kompozisyonlar çalışılmış, etrafı asalet armaları ile zenginleştirilmiş. Dış yüzeyi ve içi zengin altın vermeyli. Rus Kuznetsov porselen fincanları ile birlikte. Orijinal muhafazası içerisinde. Osmanlının yüksek zevkini gözler önüne seren, türünün son derece estetik ve koleksiyonluk örnekleridir.

Yükseklik: 8 cm.
Çap: 6 cm.
Ağırlık: 68 gr.

Zarf, bir nesneyi sarıp çevreleyen, koruyup taşıyan demektir. Zarflar Osmanlı'nın estetik ve zarafetini en iyi gösteren örneklerdendir.  Osmanlı Saray Hazinesi'nden günümüze ulaşan kahve kültürüne ait birçok eser mevcuttur. Bu eşya arasında özel üretilmiş zarflar ayrı bir yere sahiptir. Büyük çoğunluğu gümüş, tombak, Süleymaniye işi mineliler ve murassa olanlardır. Osmanlı döneminde kulpsuz olan küçük boyutlu porselen fincanlar, zarfların içine yerleştirilir ve kahve bu şekilde içilirdi. Fincan zarfları, kahve içerken elin yanmaması için değişik hacim ve formlarda, dudak payı bırakılarak ağız kısımları fincanınkinden aşağıda olacak şekilde yapılırdı. Genellikle küçük boyutta olanlara “bülbül yuvası”, daha geniş ve derinlerine ise “kallavi” adı verilirdi. 1640 tarihli “Narh Defterleri”nde ki fincan listesinde “paşa fincanı”, “hatai” gibi değişik isimler de yer alır. Fincan ve zarfının her ikisinin de porselen olduğu örnekler dışında çok değişik malzeme kullanılıyordu. Altın, gümüş ve yaldızlı bakır gibi madenlerin yanı sıra, akik, yeşim, firuze, necef, kantaşı, yıldıztaşı ve lapis lazuli gibi değerli taşlardan ya da boynuz, bağa, fildişi, sedef, pelesenk, abanoz, kuka, sandalağacı, kiraz ve hindistan cevizi gibi organik maddelerden yapılan zarflarda çok değişik süsleme teknikleri uygulanmıştır. Bunların başlıcaları bakır üzerine altın yaldız (tombak), bakır, gümüş ve altın üzerine mine, savat, kabartma, oyma, kazıma, ajur ve telkâridir.

Details
Lot: 23 » Cam

OSMANLI 19.YÜZYIL “BOHEM” USTA DAMGALI NARGİLE TAKIMI

19.Yüzyıl. Osmanlı. Fevkalade tasarıma sahip altın vermeyli bronz seri Osmanlıca usta damgalı. Osmanlı İmparatorluğunun üst düzey yaşamı içinde oldukça popüler olan Bohem Cam Sanatı’nın Osmanlı zevkine uygun klasik Bohem üslubunda altın yaldız ve çok renk mine ile dekorlanmış zengin işçiliği ve görselliği ile dikkat çeken seçkin bir örneği. Avrupa’da Osmanlı pazarı için Türk beğenisine uygun olarak yapılan ve “Türk Camı” diye adlandırılan fevkalade kondisyona sahip eser dar uzun boyunlu ve şişkin gövdeli şişe, nargile tabağı ve yoğun altın vermeyli Osmanlı seri ile tam takımdır. Osmanlının yüksek zevkini gözler önüne seren koleksiyonluk eserdir.

Tabak çapı: 22 cm.
Uzunluk: 42 cm.

Nargile, geleneksel bir tütün içme aracıdır. Kullanıcının bir hortum aracılığıyla sudan geçerek süzülen dumanı içine çekmesini sağlayan bir düzenek olan nargile, içim şekli ve adabı, yüzlerce yılda oluşmuş kullanım geleneği ile basit bir aletten fazlasını ifade etmekte olup, doğu kültürünün bir parçası haline gelmiştir. Önce İranlılar, daha sonra da Araplar arasında yaygınlaşan nargile, Araplarca “şişa”, İranlılarca ise “kalyan” olarak adlandırılır. Osmanlı’da ise 16.Yüzyılda Amerika'dan gelen tütünün tanınması ile başladı. Nargilenin bölümlerinden her biri eskiden farklı zanaatkarlar tarafından yapılmaktaydı.

Details
previous
Go to Page: / 8
next